Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

SIK SORULMAYAN SORULAR
1 tane "şahsi sorumluluk" etiketli yazı bulundu "şahsi sorumluluk" tagli diger ogeler resimler , videolar
 
Şub
12
    

Şahsi sorumluluk, Anayasa ve yargı bağımsızlığı üzerine

Şahsi sorumluluk, Anayasa ve yargı bağımsızlığı üzerine
Görev sırasında verdiği zararlar nedeniyle memura karşı dava açılması Anayasa'yla engellenmiş olmasına karşın, bugün için hukuka aykırı kararları nedeniyle hâkime karşı tazminat davası açılması mümkün. Hükümet şimdi bu prensibi değiştirmek istiyor; getirilecek düzenleme hâkimi memur gibi tamamen siyasi otoriteye bağlı kılar

11/02/2008 (607 kişi okudu)

 

HALİL DOĞRU 

"İnsanlar daha büyük bir zarara uğramaktan korktukları zaman, başkasına zarar vermekten çekinirler."
Spinoza (Etik, Bölüm III. Önerme 39)
Kurallar insanları sınırlar; ama insanlar adil ve herkese eşit uygulanır olduğuna inandığı sürece toplumsal yaşamın bedeli olarak "sınırlanmaya" razıdır. Ancak, kendilerini sınırlayan kuralların adil olmaması, herkese eşit uygulanmaması, kurala aykırılıklarının müeyyidesiz kalması durumunda, bu rıza sona erer; doğa kanunları devreye girer; herkes, kendi meşrebi ve gücüne göre haksızlığa karşı kendini korumanın, ayakta kalmanın bir yolunu arar. İşte haksızlığa uğramamak için haksızlık yapmanın gerektiği böyle bir ortam giderek hepimizi içine çeker; ve mafyasından çetesine tüm yasadışı organizasyonlar işte böyle bir ortamda ürer; rüşvet, kayırmacılık, kaba kuvvet, kısacası hukuk dışılık sisteme böyle hâkim olur.
Kurallara aykırılığın adil ve eşit bir biçimde yaptırıma tabi olmadığı böyle bir sistemde, politika üretmenin (kural koymanın) hiçbir anlamı olmadığı gibi, -eğitim sorunundan terör sorununa- herhangi bir sorunu çözmenin imkânı da yoktur.

Adalet ve eşitlik
Oysa kurallara aykırılığın adil ve eşit bir biçimde yaptırıma tabi olduğu bir sistemde, vatandaşı, memuru, askeri, polisi, işadamı, avukatı, öğretmeniyle tüm insanlar kurala aykırı davranmanın bedelini ödeyeceğini bilir; kurala aykırı davranmadan önce bir değil, on kez düşünür. Böyle bir sistemde insanlar, kurala uymamanın bedelinin kurala uymaktan çok daha ağır olabileceğini, uymak zorunda olduğu kurala ötekilerin de uyacağını, uymayanların ise bedelini ödeyeceğini bildiğinden kurala gönüllü olarak uyar. Böylece kural uygulanır; var olan bir sorun çözüme kavuşur.
Kurallara aykırılığın adil ve eşit bir biçimde yaptırıma tabi tutulması ise mutlaka adil yargılamayı gerektirir. Adil bir yargılamadan söz edebilmek içinse mutlaka (1) yargılamayı yapacak hâkimlerin, -yürütme ve yasamadan- tamamıyla bağımsız ve mesleklerini onur ve itibarlarıyla sürdürebilecek güvencelere sahip olmaları (2) herkesin yargı karşısında eşit ve hesap verebilir olması; yani hiçbir kimsenin hâkim karşısında yargılanmaktan ve hesap vermekten muaf tutulmamış olması gerekir.
Buraya kadar söylenenler Türkiye açısından değerlendirildiğinde bizim "bize" benzediğimiz; yani bu söylenenlerin bizim için geçerli olmayacağı ileri sürülebilir. Ancak ben meselenin din, ırk, tarih veya karakterden çok sistem ile ilgili olduğunu; mevcut sistemin değiştirilip kuralların adil ve herkese eşit uygulandığı, istisnasız herkesin kurala aykırı davranmasının bedelini ödediği bir sistem kurulduğunda, Türkiye'de de kendisini riske atarak kural ihlal etme "yiğitliğini" göstermenin kolay olmayacağını ve bunun Türkiye'de her şeyi, bu arada "bizi" de değiştirecek ilk adım olacağını düşünüyorum.
İşte, Türkiye'nin çözülmesi gereken çok sayıda sorunu var ama bu sorunların her hangi birini dahi çözebilmek istiyorsak öncelikle bu konudaki kararımızı vermemiz gerekiyor: Kuralların herkese adil ve eşit olarak uygulamak üzere (ona buna yaranmak veya görüntüyü kurtarmak için değil) konulduğu ve kurallara uygun olarak yarışan ve başarılı olanların ödüllendirildiği; her kim olursa olsun kurallara uymayanların bedelini ödediği; kurallara aykırı davranarak öteki bireylere, topluma ve doğaya verdikleri zararları tam olarak ve kendi kişisel servetleri (yani devletin parasıyla değil) ile tazmin ettikleri gerçek bir hukuk devletinde mi, yoksa tüm şikâyetlerimize rağmen içinde bunduğumuz sistemde mi yaşamak istiyoruz?
Ben şahsen Türkiye'nin bu noktada seçimini hukuk devletinden yapmak dışında başka çaresinin olmadığını düşünüyorum.
Peki Türkiye'de böyle bir sistemin kurulması mümkün müdür? Mümkün
ise nasıl?
Bir çözüme ulaşabilmek için öncelikle mevcut durumu iyi kavramak gerekir. Hemen belirtelim ki konunun politik yönü vardır ve çok önemlidir. Türkiye'de yargı, adına demokrasi denilen bir sistem içinde bazı kesimlerin, hem kural dışına çıkıp hem de sorumlu olmamalarını sağlamak amacıyla bilinçli olarak bağımlılaştırılmış ve güçsüzleştirilmiştir: 1961 Anayasası ile 1961 Anayasası'ndaki 1971 değişiklikleri ve nihayetinde 1982 Anayasası karşılaştırıldığında bu süreçte yargının bilinçli olarak bağımlılaştırıldığı ve güçsüzleştirildiği açık olarak görülmektedir: Gerçekten Anayasa'da yapılan değişikliklerle (1) hâkimler seçim, denetim ve yönetim bakımından tamamen yürütmeye bağımlı hale getirilmiş (2) kamu görevlilerinin hukuka aykırı davranışları nedeniyle maddi veya cezai bir müeyyideye tabi tutulmaları yürütmenin takdirine bırakılmıştır. Böylece kamu görevlileri siyasi iktidara iyice bağımlı hale getirilmiş, siyasi iktidar ve üstleri ile iyi geçinmek şartıyla kamu görevlilerinin hukuk dışına çıkmak ve zarar vermekten şahsen sorumlu olmadıkları bir sistem kurulmuş; böylece iktidarlar kamu görevlilerini hukuk dışı yollarda kullanma güç ve imkânına da sahip olmuştur.
Askeri dönemlerde yapılan yargıyı güçsüzleştirmeye yönelik sözü edilen Anayasa değişiklikleri sanırım yapılma amaçlarını da fazlasıyla aşarak- Türkiye'deki her türlü hukuksuzluk, adaletsizlik, toplumsal çürüme ve çözümsüzlüğün en önemli sebebi olagelmiştir.
Bu nedenle Anayasa'da aşağıdaki değişikliklerin yapılması, Türkiye'nin
her hangi bir sorunu çözmesi için atması gerekli ilk adımıdır.
(1) askeri, sivil veya idari olsun tüm hâkimler, seçim, denetim ve yönetim bakımından yürütme ve yasamadan tamamıyla bağımsız olmalı (hâkimleri atayacak, yönetecek, denetleyecek yüksek kurul ve mahkeme üyeleri hâkimlerin kendileri tarafından olabilecek en demokratik şekilde seçilmelidir.)
ve mesleklerini onur ve itibarlarıyla sürdürebilecek anayasal güvenceye
sahip olmalıdır. (Hâkimlerin özlük hakları bakımından devlet memuru rejimine tabi olmasına son verilmeli, maaş ve diğer özlük hakları için anayasada kaynak yer almalıdır.)
(2) Yürütmenin kamu görevlerinin cezai ve hukuki sorumluklarını takdir etme, yargıya bu yönde müdahale etme yetkileri tamamen kaldırılmalı, herkes yargı karşısında eşit ve hesap verebilir olmalıdır.
Hazır gündemimizde anayasa değişiklikleri varken bu değişiklikleri yapmak kolay olmakla birlikte, mevcut siyasi iktidarın muhalefetteyken -hatta iktidardayken- aleyhine işleyen yargının bağımlı olması faktörünü değiştirmek yerine bundan faydalanmayı tercih edebileceği anlaşılmaktadır.
Zira, mevcut iktidar tarafından hazırlatılan anayasa tasarısı, yine hükümet tarafından hazırlanan TCK md. 301 ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı md. 51'de öngörülen değişiklikler incelendiğinde iktidarın iradesinin, yargıyı bağımsızlığa kovuşturmanın tam aksine daha da fazla siyasi iktidara bağımlı kılma ve kontrol etme yönünde olduğu sonucu çıkmaktadır.

Yargıyı bağımsızlaştırmak
Sayın Ergun Özbudun başkanlığındaki akademisyenler tarafından hazırlanan anayasa tasarısında, değil yargıyı bağımsızlaştırmak, 1982 Anayasası'na göre yürütmenin yargıya müdahalesini daha da artıran düzenlemelere yer verilmiştir. Yine hükümet tarafından yakınlarda hazırlanan TCK md. 301 ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı md. 51'deki düzenlemeler, iktidarın yargıyı daha fazla kontrol etmek yönündeki iradesini ortaya çıkarmaktadır.
Sözü edilen değişiklikler ile ilgili ayrıntılı görüşlerimizi bir başka yazıya bırakmakla birlikte yakın bir zamanda yasalaşması söz konusu olabilecek Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı md. 51'deki değişikliğe burada kısaca dikkat çekmek istiyorum:
Yukarıda belirtildiği gibi, görev sırasında verdiği zararlar nedeniyle memura karşı dava açılması anayasa ile engelmiş olmasına karşın, bugün için hâkimin hukuka aykırı kararları nedeniyle hakime karşı tazminat davası açılması mümkündür. Yani hâkim, hukuka açık aykırı kararları nedeniyle aleyhine hüküm verdiği tarafa karşı şahsen sorumludur. Hükümet tarafından Meclis'e sunulmuş tasarıda, hâkimin şahsen sorumlu olmasına ilişkin bu çok önemli prensipten vazgeçilmektedir. Tasarıya göre açıkça tarafgir veya kanuna aykırı bir kararın varlığı durumunda tazminat davası
hâkime değil, ancak devlete karşı açılabilecek, devlet, tazminat ödemesi durumunda ödediği tazminat nedeniyle isterse hâkime rücu edebilecektir. Görünüşte oldukça masum görünen bu değişiklik hakimi, -devlet memuru gibi- tamamıyla siyasi otoriteye bağlı kılacak bir düzenlemedir. Siyasi otorite ile iyi geçinmesi durumunda kendisine karşı rücu davası açılmayacağını bilen bir hâkim, siyasi otoritenin baskısı altında veya başka nedenlerle hukuka aykırı, tarafgir kararlar verebilecektir. Bu durumda yanlış
karar nedeniyle zarar gören taraf, devlet aleyhine açtığı tazminat davasını kazanarak zararını giderse bile tazminat yine vatandaşın vergisi ile ödenmiş olacak, burada tek kârlı çıkan tabii ki haksız yere lehine karar verilen taraf olacaktır.
Yargı bağımsızlığı ile bağdaşması mümkün olmayan bu düzenlemenin yasalaşması halinde Türk yargı düzeni çok büyük bir yara daha almış olacaktır.
Son olarak bilinçli olarak bağımlılaştırılmış ve güçsüzleştirilmiş yargının problemlerine çözüm getirme yerine, bu problemler gerekçesiyle yargıyı daha bağımlı kılacak düzenlemelere gidilmesinin yargıyı ve dolayısıyla tüm sorunlarımızı iyice içinden çıkılmaz bir hale getireceğini belirtelim.

Halil Doğru: Avukat